RADYONU SEÇ
  • RADYO TURKUVAZ
  • RADYO ENERJİ
  • RADYO SOFT
  • TURKUVAZ ROMANTİK
  • TURKUVAZ EFSANE
  • VAV RADYO
  • AHABER RADYO
  • ANEWS RADYO
  • ASPOR RADYO
  • TURKUVAZ ANADOLU
YAYINA MESAJ GÖNDER
GÖNDER

İslam'ın Üç Büyük Kahramanı

Dehâ ve zekâ, çoğu kez şahsî menfaatin hizmetinde çalışır. İslâm tarihinde ise, üç büyük ferâgat kahramanı vardır ki, yaptıkları fedâkârlık aynı zamanda çok büyük bir firâset ve basîret nümûnesi olmuştur.

İslâm tarihinde ise, üç büyük ferâgat kahramanı:

  • Hazret-i Hasan, babası Hazret-i Ali'den sonra beşinci halîfe idi. Karşısında ise Hazret-i Muâviye hilâfete talip olmaktaydı. Hazret-i Hasan, kan dökülmemesi ve müslümanlar arasında sulhü temin etmek için Muâviye'ye mektup yazarak hilâfetten ferâgat etti.
  • Yavuz Sultan Selim Han, İslâm birliğini sağlamak ve İslâm hilâfetini kuvvetli bir şekilde deruhte etmek için şark seferine çıktı. Safevîleri ve Memlûkleri mağlûp ederek, hilâfeti hakkıyla temsile mazhar oldu. Bu sefer esnasında, İdris-i Bitlisî Hazretleri; başında bulunduğu aşîretlerle birlikte Yavuz Sultan Selim'e, harp etmeden tâbîliğini bildirdi. Kendi müstakil idaresinden ferâgat ederek, İslâm birliği idealine kuvvet oldu.
  • Barbaros Hayreddin Paşa da Kuzey Afrika'nın hâkimi idi. O fedâkâr sultan, İslâm birliğinin tesisi ve devamı için bütün ülkesini Kanunî Sultan Süleyman'a bağışlayarak ona tâbî oldu ve böylece Osmanlı'nın «Kaptân-ı Deryâ»lığını, Kuzey Afrika sultanlığına tercih etti. Bu fedâkârlıklar sayesinde asırlarca müslümanlar, günümüzde yaşanan zulüm ve haksızlıklardan muhafaza oldular.

Öyle ki; müslümanların tevzî ettiği adâlet ve merhametten, İspanya yahudileri bile istifâde ettiler. Katolik zulmünden kaçan yahudileri, Barbaros Hayreddin Paşa, gemilerle kurtardı. İstanbul'a yerleştirdi. İstanbul halkı da, onlar zulmün pençesinden kurtulup geldiği için kendilerine kucak açtı. Hâlık'ın nazarıyla mahlûkāta bakış tarzı prensibiyle hareket ederek imkânlarını onlarla da paylaştı. Onlara İslâm'ın nasıl ulvî ve merhamet kaynağı bir dîn-i Hak olduğunu sergilemiş oldu.

Kanunî Sultan Süleyman da firâset sahibi bir sultan idi. Onun devrinde Avrupa'da büyük bir haçlı gücü vardı: Fransa, İspanya ve Almanya…

Kanunî; Fransa'ya kapitülâsyonlar (ticârî imtiyazlar) vererek, onu diğerlerinden ayırdı ve himâyesi altına aldı.

Almanya'da Martin Luther ve taraftarlarını destekledi. Protestanlığın yayılmasıyla, Almanya ile İtalya ve İspanya gibi Katolik ülkelerin arasını ayırmış oldu. Papa'nın Avrupa üzerindeki gücü azaldı.

Kanunî'nin bu âlemşümul siyasetiyle, haçlı gücü parçalanmış oldu.

Asırlar sonra;

Takvâ ve ihlâsın azalması neticesinde, bu firâset kaybedilince, Osmanlı basîretsiz insanların elinde parçalandı. Devrimizde sahipsiz kalan müslümanlar Filistin'den Arakan'a, Suriye'den Keşmir'e dünyanın her köşesinde ağır zulümlere maruz kalmaktadır.

Bu hakikatlerin mefhûm-i muhâlifinden anlaşılır ki;

Kişi ne kadar takvâdan uzak olursa, o kadar ahmaklaşır. Firâsetin zıddı, hamâkattir. Bu hamâkat; hikmetten mahrumiyettir, tercihlerinde âhiretin dünyaya üstünlüğünü idrâk edememektir.

Günümüzde hamâkatin bir tezâhürü de; isyankâr, yabancı, nefsânî, çirkin ve gayr-i ahlâkî ifadelerin yazılı olduğu tişörtlerin, mânâsı dahî düşünülmeden giyilmesidir. Aklı bertarâf edip, birilerinin hazırladığı modalara körü körüne kapılmaktır.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2017 Ay: Kasım Sayı: 153

BİZE ULAŞIN